Alev Koçaklı

"takıldığım yerine hayatın, mavi bir ayraç koyun. sizden bana hayır yok, kuşlara gidiyorum"

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI NEDİR, ne değildir!

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI NEDİR, ne değildir!


EDEBİYAT, EDEBİYAT, EDEBİYAT

Beni 13 yaşındayken çocukluk ve ilk gençlik arasında sıkışıp kalmışken kurtaran edebiyat. Bütün herkes gitmişken yanı başımda duran kitaplarımın hatrına, sunulan bütün yolları reddedip "on kez de sınava girsem yine edebiyat yazacağım" diyen genç bir çocuk ve artık fakülteden mezun olmuş yolun başında bir öğretmen, ömrü yeterse ilerde akademisyen.

Yukarıdaki paragraf on yıllık hayatımın özetiyle birlikte gelecek yıllarımın hayalini taşıyor. Kolay bir öğrenim hayatı geçirmedim, kolay bir şekilde büyümediğim için belki de. Başarılı bir öğrenciydim ve bizim dönemimizde OKS yeni kalkmış yerine SBS gelmişti. 6, 7 ve 8. sınıfın sonunda bir sınava giriyordunuz ve aldığınız puanların ortalaması ile liseye giriş puanınız belirleniyordu. Eğitim sistemimizin hallaç pamuğu misali oluşu ta o zamandan belliydi, sanki her şey aktif fay hattının üzerine kurulmuş ve ne kadar görkemli binalar inşa edilirse edilsin tek bir deprem hepsini tuzla buz etmeye yetecek düzeydeydi. Aradan geçen on yıl benim hayatımda çok şey değiştirdi ama eğitim sistemiz hala aynı. Dedim ya başarılı bir öğrenciydim ve kolejlerin bursluluk sınavlarına girmiştim. Üstelik en çok istediğim okulu kazanmıştım. Ailevi sebeplerden dolayı gidemedim ve canımın içi burnumun diki inadım tuttuğu için de tercih yapmadım. Tabi ki ailemden karşı atak gecikmedi ve son çarem dediğim kötünün iyisi olan mahalle lisesine gitme isteğim kesin bir dille reddedildi. Böylelikle iki sene boyunca tek arkadaşımın kitaplar olduğu bir döneme girdim. Sonra işler benim için iyiye gitmemeye başladığından açık öğretim lisesine yazıldım ve iki buçuk yıl gibi bir sürede dışarıdan liseyi bitirdim. Yolumu belirlemek, nasıl ilerleyeceğime karar vermek için öylesine sınava girdim ve sonuç gidemediğim kolejin üniversitesi olarak geldi. Bazı fırsatlar bir kere gelir ve kullanmak için tek şansınız vardır, ondan dolayı insanların "bir sene daha hazırlan, hem daha iyi bir bölüm kazanırsın (ona kim karar veriyorsa)" cümlelerine hiç aldırmadan tek tercih yaptım ve sonunda hayalini kurduğum bölüme girdim. Bunun nasıl güzel bir his olduğunu sayfalarca değil asırlarca anlatabilirim. Çünkü ta 13 yaşındayken karar vermiştim ve onlarca kez saldırıya uğramasına rağmen hayalimi koruyabilmiştim.

Doğrusunu yapıp yapmadığım konusunda çelişkiye düştüğüm o kadar çok zaman oldu ki… Karnıma ağrılar saplandığı, stresten uykularımın bölündüğü, kâbusların beni rahat bırakmadığı çok zaman geçirdim. Çünkü kimse demirden değil, ne okuyorsun sorusuna "edebiyat" yanıtını verdiğinizde suratlarında oluşan o ifadeyi tekrar tekrar görmek çok yorucu ve bir o kadar yıpratıcı. Sanki dünyanın en başarısız insanlarını bir yere toplamışlar ve ali ata bak tadında geçen dersler sonucunda hepsine diploma dağıtılıyor. "önü kapalı, atanması yok, okuyanlar aç" gibi inanılmaz sağlam argümanları duyunca insanlara "Allah' ın sana verdiği beyni ve dili birbirinden bu kadar habersizce ve hoyrat kullanmak zor olmuyor mu?" sorusunu sormamak için kendinizi zor tutuyorsunuz ama soramıyorsunuz. (bazen terbiyeli bir hanım olmak çok can sıkıcı olabiliyor)

Neyse konuyu dağıtmayalım, işte böyle sıkıntılı durumların içindeyken Ali Fuat Başgil 'in, Gençlerle Başbaşa kitabına denk geldim. Başucu kitabı nedir, nasıl olmalıdır sorusu o gün benim için cevaplandı. Ali Hoca yıllar öncesinden bu zamanları görmüş gibi öyle güzel tespitler yapmış ki garanti meslek arayan, hiçbir bölüm gelmezse yazarım düşük puanlı bir yer giderim diyen insanlara tokat gibi cevaplar vermiş. Ele aldığı her konuyu gerçek hayattan örneklerle destekleyen Başgil 'in beni en çok etkileyen satırları şunlar olmuştu. "Meslek tutmak için, her şeyden önce, fizik ve zihin kuvvet ve yeteneklerini ölç. Göreneklere, arkadaşların baskı ve etkilerine kapılmadan kendi eğilimlerini iyice yokla ve içinin sesine kulak ver. Hoşlanmadığın bir mesleğe girme ve şüphe etme ki iş ve mesleklerin hepsi iyidir. Yeter ki sen tuttuğun mesleğin adamı (insanı) ol. Fakat mesleğinin adamı (insanı) olman için onu sevmen ve severek çalışman gerekir. Çünkü tekrar edeyim ki başarılı olmanın sırrı, işinde severek çalışmaktır. İnsan kendi seçmediği ve gönlünün çekmediği bir iş ve mesleği, zamanla sever görünürse de tamamıyla sevemez. Gönlü daima sevdiği meslekte kalır."

Bu cümleler bana o zamandan bu zamana her şüpheye düştüğümde şu soruyu sordurdu. "ben yirmi yıl sonra içimde aynı istek ve heyecanla edebiyatı savunabilecek, her sabah yine bu heyecan ve istekle işime gitmek için yataktan kalkabilecek miyim?

Evet, ne zaman düşünsem evet, ne yana dönsem evet, cevap hep evet.

Böyle olunca derslerime daha büyük bir istekle sarıldım ve ne kadar çok şey öğrenebilirsem bana o kadar katkısı olur mantığıyla hareket ettim. Öyle hocaların elinde yetiştik ki hayatım boyunca kendimi bu açıdan şanslı hissedeceğim. Kapılarını çalıp "bir sıkıntımız var, kahve içelim mi?" diye sorabildiğimiz, uzun uzun tartışabildiğimiz, sınav kâğıdına otoritelerin görüşünü yazdığımızda üzerini çizip "ben bunları biliyorum, bilmediğim senin düşüncen, senin fikrin?" notlarını düşen, bizi sorgulamaya yönlendiren ve her ne olursa olsun daima ilerlememiz gerektiğini iliklerimize işleyen hocalarımız vardı. Hayatım boyunca minnet duyacağım ve hep hatırlayacağım. Hepsine selam olsun…

Şimdi baktığımız zaman Ali Fuat Hoca yukarıda her şeyi özetlemiş olsa da ben biraz kendi deneyimlerimden bahsetmek isterim. Örneğin bölüm dersleri; ana dersler aynı olsa da seçeceğiniz üniversiteye göre değişiklikler olabilir. Eski Türk Edebiyatı, Genel Dil Dersleri, Halk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı derslerinin olmadığı bir fakülte yoktur diye düşünüyorum. Bunun yanında her ne kadar devlet üniversitelerinde dil ve eski edebiyat ağırlıklı dersler ağırlıklı olsa da benim gördüğüm eğitimde eleştiri, oryantalizm, estetik, edebiyat ve sinema, karşılaştırmalı edebiyat, batı edebiyatı ön plandaydı. Önümüze bir metin konulduğunda psikanalizden tutun postmodernizme kadar içinde barındırdığı tüm unsurları çekip çıkartabilecek düzeyde yetiştik. Bizler böyle yetişirken aynı fakülteden iki kitap okumadan ve sadece özetlerle mezun olduğunu gururla söyleyen akıl fukaraları da vardı. Aynı sıralardaydık ama çok farklıydık. Biz bunun işimiz olduğunu bilerek, her dersin hakkını vermeye çalışarak, çoğu zaman sabahlayarak sınavlara girerken onlar ya diplomayı çeyize koymak ya da sırtını devlete yaslayıp (!) rahat yaşamak için mezun olmayı istiyorlardı. Şimdi diyeceksiniz ki böyle insanlar öyle hocaların dersinden geçip nasıl mezun oluyor? Haklısınız ben olsam aynısını sorardım ama şöyle düşünün; 4.00 ortalama ile mezun olabileceğiniz gibi 2.00 ortalama ile de mezun olabiliyorsunuz, okul uzatmak ya da asla mezun olamamak da bu insanlar için bir seçenek tabi. Yeter ki bir şeyleri sadece öylesine ve içi bomboş şekilde yapmak isteyin, hiç merak etmeyin gerisi kendiliğinden gelir.

Tüm bu yazdıklarımdan sonra tavsiye eder misin sorusuna ne cevap veririm peki? Bu soru benim için yaşamayı tavsiye eder misin, kahve sever misin, müzik dinler misin gibi. Hayatımın ana damarlarından biri edebiyat, siz kalkıp bana "ben sevebilir miyim, tavsiye eder misin" diye soruyorsunuz. Bu sorunun cevabı ben de değil, tam olarak siz de, sizin ellerinizde.

Seviyor musunuz?

Bu işe bir ömür verebilir misiniz?

Sürekli olarak kendinizi geliştirebilir misiniz?

Yılmadan, korkmadan, durmadan yürüyebilir misiniz?

Öğrenmek dediğimiz eylemi hayatınızın her alanına yayabilir misiniz?

Emek verebilir misiniz?

Yenilikleri takip edebilir misiniz?

En önemlisi 20 yıl sonra bile her sabah yataktan hevesle ve heyecanla kalkıp işe gidebilir misiniz?

Bunlar benim başlamadan kendime sorduğum sorulardı ve hepsinin cevabı olumlu olduğu için bugün fakülteden başarıyla mezun olmuş, yarın işe başlayacak çiçeği burnunda bir öğretmenim ve evet bu işe bir ömür verip yirmi yıl sonra bile yataktan hevesle öğrencilerim, çalışmalarım, seminerlerim için kalkabilirim. Peki siz?

Size garanti veremem, edebiyat okuyunca çok paralar kazanacaksınız diyemem, fakültede size şiir okuyan yakışıklı beyler, nahif hanımlar meselesine hiç giremem. İş bulamam, para kazanamam korkusuyla başka bir bölüm tercih edecekseniz soruyorum; bana beş dakika sonra ne olacağını, nefes alıp alamayacağınızın teminatını kesin bir şekilde verebilir misiniz? Hiçbir bölüm gelmedi, sözel zaten kolaydır, bir sene daha mezuna kalamam, maksat evde diploma olsun, öğretmenlik kolay meslek diye düşünenlere soruyorum; lisede sevmediğiniz ve sadece üniversiteye girene kadar göreceğiniz derslerden bile kaçma yolları ararken bütün ömrünüzü sevmediğiniz bir işte heba mı edeceksiniz? Sadece soruyorum ve bu aşamada kendinize dürüst cevaplar vermenizi istiyorum. O bölümden mezun olup iş bulan insanlara bakmak yerine neden hep olumsuz örneklere odaklanıyorsunuz? Unutmayın yolun açık olup olmadığını dert edinmesi gereken meslek grubu şoförlerdir, siz değil! Tabi şoför olacaksanız orası başka : )

Bu hayattan bize bir tane veriyorlar, ikincisi yok. Bir dakika öncesi geçmişte kaldı ve onu değiştiremezsin ama bir dakika sonrası hala senin ellerinde, yapman gereken tek şey ellerinde tuttuğun hayatın kıymetini bilmek ve ona şekil vermek, karar merci her zaman sizsiniz canım ahali.

 

Son olarak yazının içinde yer vermediğim ve sizlerden gelen soruları aşağıda yanıtlamaya çalışacağım.

1. Okul bittikten sonra ne yapmayı düşünüyorsun?

Okul bitti, mezun oldum. İleride akademik kariyer yapmayı düşünüyorum ama öncesinde deneyim kazanmak için özel bir eğitim kurumunda öğretmenlik yapmaya başlayacağım.

 

2. Atanma durumu ve özel de çalışma ile ilgili düşüncelerin neler?

Atanması sıfır olan bir bölüm değil bir kere o konuda anlaşalım ama sıkıntılardan da haberdarım. En son atanmak için 85 puan almak gerektiğini hatırlıyorum. Bu puanı ve üstünü aldığınız zaman devlet kurumlarında öğretmenlik yapabiliyorsunuz, zor olan bu puanı ve yukarısını almak. Onun için de sıkı çalışmak gerekiyor. Ben hiç KPSS düşünmediğim için bu konu hakkında daha fazla yorum yapabileceğimi sanmıyorum. Özel kurumda çalışmaya gelirsek işe yarın başlayacağım ve zaman ilerledikçe sizinle deneyimlerimi paylaşacağım.

 

3. Edebiyat okumak insanı yazmaktan soğutuyor mu?

Beni soğutmaktan çok yazmaya teşvik etti diyebilirim. Burada hocalarımın da katkısı çok büyüktür. İşin içine girip teknik öğrendikçe yazdığınız her yazıya bunları eklemeye başlıyorsunuz ve bir süre ortaya çıkan çorba misali yazılardan sonra yavaş yavaş kaleminiz yerine oturuyor. Hatırlatalım; kimse yazma yeteneğiyle doğmadı, bütün büyük yazarlara bakın ilk yazdığı şiirleri, kitapları hatırlamak dahi istemezler. Çünkü yazmak sanılanın aksine ilham perilerini bekleyerek değil zamanla ve çalışarak geliştirilebilecek bir yetenektir.

 

4. Formasyon almak zor mu?

Devlette ya da herhangi bir eğitim kurumunda öğretmenlik yapabilmek için eğitim fakültesi olan bir okuldan bu belgeyi almak zorundasınız. Çünkü bu bölümde akademiye yönelik dersler işleniyor ve lise düzeyinde eğitim verebilmek için öğrenci psikolojisini öğrenmeniz lazım. Formasyon eğitimi tam olarak bunun üstüne kurulu. Eğitim fakültesinin alanı olan bir çok dersi almakla birlikte tamamlamak için bir de lise stajı yapıyorsunuz.

Zorluğu ise edebiyat okumak kadar değildir, diye düşünüyorum. Benim aldığım okuldaki hocalar alanının en iyileri olduğu için dersler çok eğlenceli geçiyordu ve sınavlar genel olarak kolaydı. Ayrıca çalıştıktan sonra yapılmayacak bir şey yok. Ben başka bir şehirde aldığım için sadece çok ciddi anlamda yol sıkıntısı çektim. Onun dışında en yakın arkadaşlarımla birlikte alığım için hayatımın en unutulmaz zamanlarını yaşadım ve akabinde çok sağlam bir dost kazandım. Soruyla hepsi gözümün önünden film şeridi gibi geçti, bir daha hatırladım : )

 

5. Edebiyat bölümünde zorlayıcı dil dersleri olduğu söyleniyor, doğru mu?

Evet, doğru. Liseye gitmemiş ve özne, yüklem dışında dil bilgisi çok kısıtlı olarak girdiğim bölümde bir anda dil dersleri ile karşılaşınca bir kova buz başımdan aşağı dökülmüş gibi oldu. En çok zorlandığım dersler de bunlardı. Hocamız bütün dil derslerinin kümülatif yapıda olduğunu söylemişti. Yani I. sınıfta Osmanlıca öğrenmeden III. sınıfta Eski Anadolu Türkçesi dersini vermeniz pek imkan dahilinde değil. Çünkü dil dersleri çok katlı bina gibi, temeli attıktan sonra sağlam katlar çıkmanız gerekiyor. Mesela bizim derslerimiz Osmanlıca, Köktürkçe, Eski Anadolu Türkçesi, Harezm, Çağatay, Kıpçak, Uygur, Karahanlı, Türkiye Türkçesi şeklinde ilerlemişti ve son sınıfta toplu bir şekilde Türk Dili Tarihi dersi görmüştük. Hepsi gerçekten çok zordu. Söz dizimi, Dilbilim gibi derslerin ağırlığından hiç bahsetmiyorum. Kısacası dil derslerine en başından sonuna kadar sıkı çalışın yoksa geçemezsiniz!

 

6. İstediğin şehirde puanı düşük olan edebiyat fakültesi mi yoksa istemediğin şehirde puanı yüksek edebiyat fakültesi mi?

Aldığım en zor soru bu sanırım. Çünkü ben istediğim şehirde, istediğim fakültede okudum. Şehrimde bir devlet üniversitesi vardı. Benim tercih ettiğim bölümden daha yüksek puanlı olmasına ve buraya girebilecek olmama rağmen tercih listeme almadım. Çünkü istemiyordum. Hiç pişman değilim, yine olsa aynısını yaparım. Önemli olan kendimi mutlu hissettiğim yer. Diyebilirsiniz ki sadece dört yıl, daha yüksek puanlı olanı seç, bitirince istediğin şehre gidersin. Hayır, benim istemediğim ve bu yüzden mutsuz olacağım bir şehre verecek dört yılım yok. Bütün üniversite anılarımı ömrüm boyunca mutsuzlukla hatırlayacak gücüm de yok. Önemli olan okul, hocalar ve sensin. Sen kendin için bir şeyler yapmak istedikten sonra her okulda yaparsın ve bu yolda ilerlersin. Onun için ben olsam istediğim şehirde puanı düşük olan okulu seçerdim ama unutma; seçim her zaman senin ellerinde.

 

7. Edebiyat bölümünde edebiyat yapmayı mı öğretiyorlar yoksa var olan edebiyatı mı öğretiyorlar?

Soru aynen bu şekilde : ) sanırım edebiyat yapmaktan kastın "yazmak?" ben böyle düşünüyorum ve lütfen düşündüğüm gibi olsun.

Evet, her ikisinde öğreniyorsun. Hem eski-yeni edebiyatın tüm tarihini hem de ödevlerle yazmayı öğreniyorsun. Eğer bu konuya ilgin varsa ve bunu hocalarınla paylaşırsan sana her şekilde yardımcı olurlar. Yapmak gereken üstüne gitmek ve sürekli olarak yazmak, emin ol faydasını göreceksin.

 

Daha birçok soru var ama hepsinin cevabı yazıların içinde var. Yine de aklınıza takılan ve bu kocaman beş (BEŞ) sayfalık yazıda cevabını bulamadığınız sorular olursa bana mail atabilirsiniz.

Sevgiyle ve u'mutlu kalın…