Alev Koçaklı

"takıldığım yerine hayatın, mavi bir ayraç koyun. sizden bana hayır yok, kuşlara gidiyorum"

 

merhaba, ben alev. instagram üzerinden bildiğiniz adımla mavikütüphane..

her şeyin bir zamanı vardır derler, bu benim en çok inandığım ve hayatıma merkez aldığım cümlelerden biridir. mesela senelerdir fotoğraf çekiyorum, çoğu zaman fotoğraflardan ilham alarak bir şeyler yazıyorum. cesaret edebildiklerimi sizinle instagram üzerinden paylaşıyorum, yok kalsın dediklerim hatıraların arasında yerini alıyor. artık hatıra olsunlar istemiyorum. hayat kısa, insan ancak yapmak istediklerini yaşamalı öyle değil mi? madem seçimlerimiz bizi ya çiçekli pencere önlerine bakan gökyüzüne ya da gecenin en karanlık saatine hapsedecek öyleyse ben çiçekli pencere önlerine bakan gökyüzünü seçiyorum. arada gecenin karanlık saatleri de lazım ama şu an konumuz bu değil :)

peki ben kimim? işin felsefik boyutunu şimdilik bir tarafa bırakırsak eğer; zamanın akışına, gökyüzüne, taze demlenmiş kahveye, kitaplarına, mavinin her tonuna, reyhanlara, bir miktar müziğe, fotoğraflara sığdırılmış anılara, defterlere, küçük ahşap kutulara, haritalara, elbet bir gün buluşacağız ümidine ve o'na hayranlık duyan, hayranlık duyduğu her şeye karşı bitmek bilmeyen ve eskimeyen bir sevgi duyan, hayallerinin peşinden koşan ümitvar bir kimseyim.

kahveye olan sevgimi anlatacak cümle bulamıyorum.

incelikli sevgiye ve dünyayı bunun kurtaracağına inanıyorum, hala..

anılara çok büyük saygı duyuyorum, bir de kadim olanlara ve yerini yüreğimde mesken tutanlara..

kendimi anlatmayı sevmiyorum, övgüye alışamıyorum, yergiyi çok önemsemiyorum. basit yaşamayı, her güne bir şiir sığdırmayı, hayatımı hafifletmeyi çok istiyorum ve isteklerim doğrultusunda küçük adımlar atmayı öğreniyorum. bir de spor ayakkabılı, mom jeanslı akademisyen olmayı düşlüyorum :)

an'ı yaşamayı seviyorum, güçlü olmayı değil en çok güçlü hissetmekten hoşlanıyorum. "seven sevdiğine sevdiğini söylesin ondan sonra hissettirsin" mantığıyla yaşıyorum. seviyorum ve sevdiğimi hissettiriyorum." sen seversin diye düşündüm, görünce sen aklıma geldin, sesini duymak için aradım vb." cümlelerini duyunca içimdeki kız çocuğu sevinçten çıldırmak ile mutluluktan bayılmak arasında kararsız kalıyor ve sonuç her zaman kocaman bir şükür ve teşekkür oluyor. 

komik değilim, bunun için arkadaşlarımın bazen verdiğim tepkilere kahkalarla gülmesini hala çözebilmiş değilim. aynı şekilde insanın insana olan düşmanlığının hiçbir dilde bir açıklaması olduğunu düşünmüyorum. kimsenin özel hayatını merak etmiyorum ancak anlatırlarsa dinliyorum. kendimle ilgili belki de en büyük anahtar kelimem bu: dinliyorum. insanı, müziği, kuşları, çiçekleri, kokuları, gökyüzünü ama en çok kendimi..

belki dinlediklerimi okumak istersiniz diye söylüyorum şimdiden hoş geldiniz...